30 Kasım 2015 Pazartesi

TBF kararı verdi: Fenerbahçe Galatasaray karşısında hükmen galip

Haftasonu Galatasaray'ın ezeli rakibi Fenerbahçe'yi 76-72 mağlup ettiği Kadınlar Basketbol Süper Ligi mücadelesinde Fenerbahçe'nin yaptığı itirazı değerlendiren Türkiye Basketbol Federasyonu kararını açıkladı: Kararda sarı kırmızılı ekibin sezon başında Avrupalı kontenjanında gösterdiği Lynette Kizer'i Fenerbahçe'ye karşı ABD'li statüsünde oynatmasından dolayı "Galatasaray takımının sahada mevzuata aykırı takım kadrosu ile yer aldığı anlaşılmakla hükmen mağlubiyetine karar verilmiştir" ibaresi yer aldı. Buna göre sarı kırmızılıların 0-20 ile hükmen mağlubiyeti kararlaştırıldı.



Karara ve Fenerbahçe'nin itirazına dayanak olan 21.maddede şöyle deniyor: "Birden fazla vatandaşlık hakkına sahip sporcular ilk sözleşmelerini yaptıkları dönemde hangi vatandaşlık haklarını kullanmak istediklerini noter kanalıyla yazılı olarak beyan ederler ve o tarihten sonra Federasyon nezdindeki tüm işlemleri bu beyanlarına dayalı olarak yapılır. Herhangi bir nedenle ilk sözleşmelerini yaptıkları tarihte bu beyanı vermeyen birden fazla vatandaşlık hakkına sahip sporcular için işlemler ilk sözleşmelerini yaptıkları vatandaşlığa bağlı olarak sürdürülür ve hiç bir şekilde değiştirme yapılmaz. 
 İlk sözleşmelerini yaptıkları tarihten sonra birden fazla vatandaşlık hakkı kazanan sporcular, ilgili ülkenin vatandaşlık hakkını kazandıklarını gösteren belgeler ile birlikte Federasyon nezdindeki işlemlerini hangi vatandaşlığa bağlı olarak sürdüreceklerini, takip eden ilk sözleşme dönemi öncesinde, noter kanalıyla yazılı olarak bildirirler. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlık hakkını elde etmiş olan sporculara bu madde uygulanmaz. "

29 Kasım 2015 Pazar

Warriors'a "dur" diyebilen çıkmıyor

NBA'de Golden State Warriors kazanmaya devam ediyor. NBA tarihinin en iyi başlangıç rekorunu kıran ve her geçen maç da rekorunu geliştirmeye devam eden Warriors, dün geceki 120-101'lik Sacramento Kings galibiyetiyle bu sezonki 18nci maçından da galibiyetle ayrılmış oldu. Son beş maçının tamamını çift haneli farklarla kazanan Warriors'ta Stephen Curry ise uzun süre sonra ilk kez 20 sayının altında skor üretti. Önümüzdeki süreçte uzun bir deplasman serisine çıkacak Warriors'un galibiyet serisine hangi takımın son vereceği ise şu aralar NBA'in en büyük merak konusu.


Golden State Warriors'un serisinde geçtiğimiz sezonun MVP'si süper-star guard Stephen Curry 31.9 sayı, 5.1 ribaunt, 6.1 asist, 2.6 top çalma ortalamalarıyla takımın lideri olurken; Klay Thompson 16.1 sayı; Harrison Barnes 13.4 sayı, 5 ribaunt ve Draymond Green de 12.8 sayı, 8.1 ribaunt, 7.1 asist ortalamalarıyla Curry'nin en büyük yardımcıları konumundalar. Warriors aynı zamanda şutörlerinin dış şut performansları konusunda da oldukça dikkat çekici bir performans yakalamış durumda. Stephen Curry bu alanda 90/203 ile (%44.3) en göz önünde isim olsa da, Andre Iguodala %48 (24/50), Brandon Rush %47.4 (9/19), Leandro Barbosa %46.9 (15/32), Ian Clark %43.8 (7/16), Draymond Green %42.6 (29/68), Klay Thompson %40.2 (41/102) ve Harrison Barnes da %38.9 (21/54) üç sayı yüzdesi yakalamış durumdalar. 

28 Kasım 2015 Cumartesi

Son şampiyon Euroleague'te dibe vurdu

Turkish Airlines Euroleague'in son şampiyonu Real Madrid, bu sezonki performansıyla basketbolseverleri şaşırtmaya devam ediyor. A Grubu'nda Fenerbahçe ile aynı grupta yer alan İspanyol devi, oynadığı 7 maçta aldığı 5 mağlubiyet sonrası grupta son sıraya yerleşti. Grupta ilk dörde girip TOP16'ya girme yolunda Fenerbahçe, Khimki Moscow, Bayern Münih, Kızılyıldız ve Strasbourg ile mücadele eden Real Madrid, son olarak Kızılyıldız'a da yenilince grupta en az galibiyetli takım olarak son sıraya düştü.


Sezona deplasmandaki Khimki Moscow yenilgisiyle başlayan Real Madrid, kendi sahasında Kızılyıldız ve Bayern'i yense de aradaki Fenerbahçe yenilgisi ve ardarda gelen Strasbourg ve Khimki yenilgileri sonrası çıkmıştı Kızılyıldız karşısına. Henüz ilk çeyrekte 10 sayılık farkı yakalayan Kızılyıldız karşısında Real Madrid, her ne kadar 2 ve 3. çeyrekleri daha iyi oynayıp skoru dengelese de, son çeyrekte Miller, Guduric ve Zirbes'in skorer oyunlarına engel olamayınca sahadan 94-88 mağlup ayrılmaktan kurtulamadı. Yazın Avrupa Şampiyonası'nda başlayan formsuzluğunu normal sezona da taşıyan Rudy Fernandez maçta "0" çekerken, Jonas Maciulis'in son 3 maçtaki toplam sayısı ise 1'de (yazıyla bir) kaldı. Bunun yanında savunmada da oldukça başarısız bir performans sergileyen Real Madrid, son 4 maçta sırasıyla 99, 93, 85 ve 94 sayı yiyerek eski mücadeleci oyunlarının çok uzağında olduklarını göstermiş oldular. 

Real Madrid kalan üç maçında önce sahasında Fenerbahçe, ardından deplasmanda Bayern Münih ve son maçında da yine Madrid'te Strasbourg ile karşılaşacak ve bu maçlardan en az iki galibiyet alıp, sonrasında ise averaj hesaplarına girmek için çabalayacak. Aksi takdirde ilk dörde giremeyecek olan İspanyol temsilcisi, sezonun geri kalanında Euro Cup'ta mücadele edmek durumunda kalacak.

Kaf Kaf oyun kurucusuz buraya kadar

Pınar Karşıyaka dün akşam Karşıyaka Arena'da TOP16 hedefi için çok önemli bir kader maçına çıktı. Rakip Yunan devi Panathinaikos'tu. Pana dediğimize bakmayın, belki de son yılların en kötü Pana'sı var sahada bu sezon. Zira maç öncesi değerlendirdiğimde Karşıyaka'nın şansının hiç de küçümsenmeyecek kadar yüksek olduğunu düşünüyordum. Fakat şöyle bir durum da vardı ki, Kaf Kaf da geçtiğimiz sezondan alıştığımız havasında değildi. Sahada isteksiz, moralsiz oyunlarıyla yavaş yavaş taraftarın da tepkisini çekmeye başlayan Ragland ve Josh Carter'ın varlığı, her geçen maç düşüşte olan serbest atış ve şut yüzdesi Karşıyaka'nın galibiyetine olan güvenimiz üzerine bazı soru işaretleri yaratıyordu. Nitekim dün de gördük ki, geçen sezonki Diebler, Dixon, DJ'li takıma gelecek bir Iverson takviyesi dün Kaf Kaf'ı %150 galibiyete taşırdı, sahadaki Pana basketbolu karşısında. N'aparsınız "money talks" ne yazıkki.


Neyse, konuyu fazla saptırmadan asıl konumuza gelelim. Pınar Karşıyaka geçtiğimiz sezonun MVP'si Bobby Dixon'u henüz final maçının hemen sonrasında Fenerbahçe'ye kaptırmasının ardından sezona Armani Milano'dan Joe Ragland'ı alarak başlamıştı. İtalya'da Dixon'un tam aksine rol oyuncusu olan Ragland'dan takım lideri yaratmaya çalışan Ufuk Sarıca'nın planları sezon başı itibariyle tutmadı. İstatistiklere baktığımızda geçtiğimiz sezondan "daha kötü" oynamayan Ragland, üzerindeki beklentilerin büyüklüğünü ise karşılamayı başaramadı. Özellikle oyunun savunma tarafında takıma olan negatif etkisiyle taraftarların da tepkisini çekmeye başlayan Ragland, dün akşamki Panathinaikos maçında da sahada fazlasıyla etkisiz eleman rolünü alınca sadece 5 dakika sahada kalabildi ve 0/2 saha içi isabeti, 1 ribaunt yapabildi. 

Ufuk Sarıca'nın B planı olan Kenan Sipahi ise dün gece elinden geleni yapmasına rağmen, henüz bir Euroleague takımında ilk beş oyun kurucu olmaktan çok uzak olduğunu bir kez daha gösterdi. Zira bunu gören Sarıca da, oyunun önemli bir kısmında oyun kurucusuz mücadele etmeyi göze alarak Muhammed - Can ikilisiyle oynadı. Zaman zaman üçüncü guard Soner Şentürk, zaman zaman ise Can ya da Muahmmed ile top getirmesinin nedeni de sanırım buydu. Her ne kadar bu iki isim kendilerine verilen şansı iyi kullansalar da, mücadeleleri Pana gibi bir takımı geriden gelip yenmeye yeterli olmadı. Bu arada durum öyle bir hal aldı ki, geçen sezon oyun kurucu yokluğunda bile "Neden oyuna alındı" diye eleştirilen Soner bile, dün sahaya girdiğinde Ragland'a göre tercih edilen isim oldu. 

Sonuçta dün yeşil kırmızılı ekip oyun kurucularından beklediği verimi alamadan sadece birkaç oyuncunun yürekli oyunuyla çift haneli farklardan geri gelerek, her ne kadar eski gücünde olmasa da Yunan Milli Takımı'nın kilit oyuncularını barındıran bir Panathinaikos karşısında skoru dengelemeyi başardı. Fakat maçın son dakikasında bir liderin eksikliğini hissederek, yapılan acemice hatalar ve kullanılan zorlama hücumlarla sahadan mağlup ayrıldı. Takımda bir lider olmadan, en güvenilen şutör son iki Euroleague maçında bir tane bile üçlük bulamamışken bu sonuç belki de başarı sayılabilir. Fakat kabul etmek gerekir ki, tarihte katıldıkları en önemli organizasyonda yeşil kırmızılıların iyi bir oyun kurucusu olsa işler çok daha farklı gidecekti. Dün Sarıca'nın oyuncu tercihlerini de dikkate aldığımızda, bu takım öyle ya da böyle TOP16 yaparsa 1 numarada farklı bir isim görebiliriz muhtemelen. O zaman sahada çok farklı bir Kaf Kaf izleyebiliriz. 

22 Kasım 2015 Pazar

Muratbey Uşak Sportif tek başına zirvede

Basketbol Süper Ligi'nde yedinci maçlarına tek yenilgiyle giren iki takımdan Muratbey Uşak Sportif'in sahasında Demir İnşaat Büyükçekmece Basketbol'u 79-70 yenmesi ve Pınar Karşıyaka'nın bugün İstanbul'da Fenerbahçe karşısında 104-82'lik bir mağlubiyet alması sonrası ligde 1 yenilgili tek takım olarak Muratbey Uşak Sportif kaldı. Uşak temsilcisi bu sonuçla her ne kadar maç eksiği nedeniyle puan olarak olmasa da, galibiyet yüzdesi olarak 6'da 5'lik performansla (%83) ligde zirveye yerleşti. 


Bugün Demir İnşaat Büyükçekmece Basketbol karşısına en skorer ismi D'Angelo Harrison'dan yoksun çıkan Uşak ekibi ilk çeyreği 17-24 geride kapatsa da, ikinci çeyrekle birlikte ritmini buldu ve 79-70'lik galibiyetle başarılı performansını sürdürdü. 5 maçta 15.4 sayı, 4.8 ribanut, 2.8 asist, 1.4 top çalma, %50 (11/22) üç sayı isabeti takımın lideri konumundaki Harrison'un yokluğunda ilk çeyrekte zorlanan; fakat Paul Harris'in önderliğinde galibiyete uzanan Muratbey Uşak Sportif'te Paul Harris 21 sayı, 10 ribaunt, 4 asist; Evaldas Kairys ve Şahin Ekmen de 12'şer sayıyla mücadele ettiler. 

21 Kasım 2015 Cumartesi

Anadolu Efes çizgi gerisinden yanıyor

Dün akşam Abdi İpekçi Arena'da Fransız ekibi Limoges karşısında aldığı 92-74'lük galibiyetle 3 maçlık mağlubiyet serisine son veren Anadolu Efes'te şutör isimler sezon başından beri üç sayı çizgisi gerisinden yakaladıkları isabet oranıyla lacivert beyazlılarıları bu istatistikte zirveye taşıdılar. 


Bireysel istatistiklerde bu sezon başında Pınar Karşıyaka'dan gelen Jon Diebler 39 denemede 22 isabetle hem 6 maç sonunda en fazla üç sayı isabeti sağlayan isim olurken, yakaladığı %56.4'lük yüzdeyle de isabet oranında ilk beş içinde yer aldı. Anadolu Efes'in oyun kurucusu Thomas Heurtel ise 16 isabetle Bobby Dixon ardından üçüncü sırada yer alırken, %59.3 ile en isabetli üçlük atan üçüncü isim oldu. Dario Saric 7/16, Birkan Batuk 4 maçta 4/9 ve Jayson Granger da 10/25 ile bu istatistikte dikkat çeken diğer isimler oldular. 

Takım istatistiklerin bakıldığında ise temsilcimizin 147'de 70 isabet kaydettiğini görüyoruz. Efes hem 70 isabet sağlayarak Turkish Airlines Euroleague'in en fazla üç sayı isabeti kaydeden ismi olurken, yakaladığı %47.62'lik üç sayı yüzdesi ile bu istatistiği en yüzdeli atan takım olarak da taçlandırdı. 

17 Kasım 2015 Salı

Şansını Yaratan Bir Basketbol Efsanesi: Kevin Garnett


NBA tarihinin en başarılı uzun forvetleri dendiğinde atletizmi bir yana, azmi, hırsı, topu kullanma yeteneği ve zamanla geliştirdiği orta mesafe şutuyla aktif oyuncular içinde tüm zamanların en iyilerinden biri sayılabilecek isimlerden biri kuşkusuz Kevin Garnett.

Okuduğu liseden tutun, annesi ve babasının ayrılması sonucu yaşadığı bunalım yıllarına, hapis cezasıyla karşı karşıya kalışından, basketbolu dipten kurtulmak adına tek kurtuluş yolu görmesine kadar tam manasıyla kendi fırsatını yaratmış savaşçı bir adamın hikâyesi Kevin Garnett efsanesi.

Anne ve babasından gizli olarak başladığı basketbol serüveninde atletik yetenekleri bir kenara oyun bilgisi kendini seçecek takımın genel menajeri Kevin Mchale ve koçu Flip Saunders’a göre bile ham olan ve üniversite okuyacak akademik bilgiden yoksun olan bir oyuncudan bahsediyorum. Lise yıllarında Carolina gibi beyazların ağırlıklı yaşadığı bir Amerikan eyaletinde suç işlemiş bir gençten, elindeki yetenekleri kullanıp bir basketbol efsanesine dönüşen bir oyuncuya ve NBA’de oynadığı 20 senenin sonunda taraflı tarafsız herkesin saygısını kazanmış bir adamdan bahsediyorum.

Lige ilk adımını attığı takımda 12 sezon aralıksız forma giyen Kevin Garnett belki de sahip olduğu yetenekleri büyük bir aidiyet hissettiği Minnesota yerine pazar değeri daha yüksek şehirlerde deneseydi şu ana dek kazandığı yüzük adedi bir elin parmaklarını geçebilirdi. Ama Minnesota şehrine bağlılığını belki de saha dışında kendine olan güvensizliğinden alıyordu. Takımı Garnett lige adım atmadan önce henüz playoff başarısı gösterememiş vasatın altı takımlardan biriydi. O lige adım attıktan sonra geçen 2 sene içinde ham olan basketbol aklını fiziksel nitelikleri doğrultusunda geliştirip hem çevresindeki oyuncuları daha değerli hale getirdi hem de takımına sınıf atlatan bir süper yıldıza dönüştü. Timberwolves yılları boyunca oynadığı oyun kurucular içerisinde hayata yaklaşımları birbiriyle benzeşen başta Stephon Marbury olmak üzere Latrell Sprewell, Troy Hudson gibi oyuncularla yüzük peşinde koşup hep hüsrana uğradı.

16 Kasım 2015 Pazartesi

NBA Batı Konferansı: Ağır Abiler...

NBA sezonunda 3 haftayı geride bıraktık. Batı konferansında takım değerlendirmelerine devam ediyorum. Bu yazının konusu konferansın ağır abileri olarak nitelendirdiğim Houston Rockets, Oklahoma City Thunder, San Antonio Spurs ve Los Angeles Clippers

Houston Rockets

Konferans genelinde takım dengelerinin doğu konferansına göre daha yakın olduğu ve bu anlamda çekişmenin bir kat daha arttığı batıda şu ana dek 10 maçı geride bırakan Rockets belki de parkede en az tat veren takımların başında geliyor. Geçtiğimiz yıla nazaran kadrodan yitirdikleri parçaları şu ana dek aradıkları bir gerçek. Gerek Howard’ın müzmin hale gelen sakatlığından gerekse Montejunas ve Patrick Beverly ikilisinin uzun soluklu yokluğu takımı olumsuz etkiliyor. Rotasyonu son derece sınırlı kalan ve dış oyuncuların sergileyecekleri şut performansına son derece bağımlı hale gelen hücumun yanında Howard’ın yokluğu çember savunmasını da olumsuz etkiliyor. Basketbol bir alan kaplama oyunu ve bu anlamda günümüzde çok acayip atletik yetenekleriniz yoksa 1 numaradan 5 numaraya kadar hemen her pozisyonun temel bilgisine sahip olmanız gerekiyor. Houston için en büyük zafiyet bu değil belki ama kadronun iskeletini oluşturan James Harden dışındaki oyuncular kariyerlerinin ikinci baharındalar ve bu anlamda koç Kevin Mchale rotasyonu idareli kullanmak zorunda.

Bu sorun yetmezmiş gibi oyun kurucu rotasyonuna eklenen Ty Lawson oyun yapısı bakımından takıma adapte olabilmiş değil. Houston’da iş yapabilmesi için topu sürekli elinde isteyen, çabuk ilk adımıyla potaya yüklenip pozisyon yaratan oyuncu kimliğinden bir nebze olsun uzaklaşması gerekiyor. Şu ana dek bunu başarabilmiş değil çünkü Harden gibi bir iki numaranız varsa haliyle oyunun merkezi oyun kurucudan iki numaraya kayıyor. Kevin Mchale’in oyuncu rollerinin dağıtımında sıkıntı yaşadığını düşünüyorum. Normal sezonu nerede bitirecekleri biraz da teknik ekibin rol dağıtımındaki sorunu nasıl çözeceğiyle yakından alakalı gibi duruyor. Tabii ki bir de Dwight Howard’ın sağlık durumu kritik önem arz ediyor.

San Antonio Spurs 

Houston Rockets’ a benzer sorunlar yaşayan lakin bu sorunların altından kalkabilmek adına elinde daha iyi bir malzemeye sahip bir takım varsa o da San Antonio Spurs. LaMarcus Aldrige, David West gibi hamlelerin ardından amiyane tabirle kullanım süresi dolmaya başlayan kadroya gençlik aşısı yaptılar. Lakin oyuncu rollerinden tutun kadro derinliği ve bu anlamda oyunun merkezinin sürekli değişkenlik gösterdiği Spurs ekolüne özellikle yeni isimlerin uyum sağlaması biraz zaman alacak gibi. Şu ana dek oynadıkları 8 maçta en çok öne çıkan oyuncu gerek savunma gerekse hücum performansıyla Kawhi Leonard. Koç Popovic’in oyunun merkezini rakibe göre ayarlama ve bilhassa normal sezonda kozlarını saklama gibi bir alışkanlığı olduğu düşünüldüğünde şu ana dek takımın motorunu rölantide çalıştırdığını düşünüyorum. Tabii gelen giden parçalar düşünüldüğünde uyum sorunu ve sinerji eksiğini kapatması için all-star arasına dek önünde uzun bir süre var. Üstelik geçmişte bu tarz olayların üstesinden başarılı bir şekilde kalktığı unutulmamalı. Ama tek hedefin şampiyonluk olduğu düşünüldüğünde batı konferansı playofflarında en büyük rakipleri bu sinerjiyi her geçen gün arttıran Golden State Warriors.

Kısa Değerlendirme: Batı Konferansı

Yeni başlayan NBA sezonunda 3 hafta geride kalırken gerek takımların kadro kalitesi gerekse güç dengesiyle çekişmenin doğuya göre bir tık yukarıda yer aldığı Batı konferansında şu ana dek performansıyla göz dolduran sürpriz takımları ve bir türlü potansiyellerini sahaya yansıtamayan kağıt üzerinde güçlü playoff gediklisi takımları ve oyuncuları mercek altına almak istedim.

Sacramento Kings


Bu yıl konferans genelinde sürpriz yapmasını beklediğim takımların başında Sacramento Kings geliyor. Takımın şu ana dek lige başlangıç anlamında en zor fikstürlerden birine sahip oluşu yüzünden sadece 2 galibiyette kaldığını düşünüyorum. Bu yıl yıldız oyun kurucu Rajon Rondo, forvet Rudy Gay ve belki de NBA genelinde klasik beş numara algısını değiştiren pivot DeMarcus Cousins’ın desteğiyle yola koyuldular. Çevrelerine şutör olarak Bellineli, James Anderson ve Ben MClamore gibi oyunculardan kurulu en azından kağıt üzerinde sağlam bir kimya ve George Karl gibi ligin elit koçlarından birinin önderliğinde sezonu açtıkları düşünüldüğünde başarı için ellerinde geçen sezonlara göre sağlam bir reçete bulunduğunu varsayıyorum. Her ne kadar draftın 6 numarası Will Cauley Stein’in şu ana dek bir türlü istenen performansı sahaya yansıtamadığını düşünsem de ve Cousins gibi konsantrasyonu çabuk dağılan, şahsına münhasır bir oyuncunun kaprisleriyle yüzleşmek koç George Karl için üzerinden kalkması son derece zor bir sınav olacak gibi dursa da yine de son ana dek playoff yarışının içinde kalmaya çabalayacaklarını sanıyorum. 


Minnesota Timberwolves


Sacramento örneğinde olduğu gibi, benzer bir kimya yakalayıp geçtiğimiz yıla göre gerek oyuncu gelişimleri gerekse takım kimyası olarak bir tık yükselen bir diğer ekip olarak Timberwolves aklıma gelen ikinci örnek. Lige adım attığından beri gerek sakatlıklardan gerek tecrübesizliğinden bir türlü istenen çıkışı yapamayan Ricky Rubio ve Fenerbahçe’den takıma dahil edilen Nemanja Bjelica’nın şu ana dek gösterdikleri performans ve draftın bir numaralı seçimi Karl Anthony Towns’un müzmin sakat Pekovic’in boşluğunu onu aratmayacak şekilde doldurmuş olması düşünüldüğünde diğer oyuncularla beraber ortaya sağlam bir yapı çıkıyor. Playoff yarışında kalıp kalamayacaklarını takıma oynatma bahsinde son derece başarılı grafik gösteren Rubio başta olmak üzere diğer oyuncuların zorlu NBA fikstüründe sağlık durumları belirleyecek gibi duruyor. Şu ana dek rakiplerine oranla daha kolay bir fikstürde maçlarını oynadıkları da unutulmaması gereken bir diğer faktör.

Utah Jazz


Performansı ve oyuncu gelişimleri bir yana Amerika’nın demografik yapısından mı yoksa Jazz takımının NBA genelinde en akılcı şekilde yönetilen takımlardan biri oluşundan mıdır bilinmez Jazz bu yıl da kağıt üzerinde vasat bir takım olmasına rağmen playoff biletini son ana dek kollayacak takımlardan biri gibi duruyor. Bu yıl takım içinde gelişimleriyle ön plana çıkan isimler şutör üç numara Rodney Hood, oyun kurucu Trey Burke ve iki numara Alec Burks olarak göze çarpıyor. Fakat saydığım bu isimler dışında takım için değeri son derece önemli ve kadro yapısı düşünüldüğünde yeri doldurulamayacak yegâne parça Rudy Gobert’in sahadaki varlığı takımın başarısında belki de saydığım isimlerden daha kilit bir rol arz ediyor. Kısıtlı rotasyon ve belli başlı bir yıldızlarının olmamasına rağmen takım yapılanmasında alttan üste kurdukları sağlam organizasyon ve biraz da NBA genelinin yorucu fikstüründen dolayı  playoff kotasını zorlayacaklardır. Çünkü Utah NBA haritası düşünüldüğünde yolculuk süresi bakımından en uzak deplasmanlardan biri.

NBA Batı Konferansı Kısa Analiz 2

NBA batı konferansında geçtiğimiz yıla göre gerek kadro kalitesi gerekse sahada oynanan oyunla bir tık aşağıya inmiş takımları analiz etmeye çalışacağım.

Dallas Mavericks

Geçen yazımda organizasyon ve teknik ekip becerisiyle yetenek anlamındaki kadro sıkıntılarını gideren takımlardan bahsetmiştim. Bu yazıda geçtiğimiz yıla oranla kadrosunu yenileyerek playoff kotasını zorlamaya aday lakin güç dengesi olarak konferansın altında kaldığını düşündüğüm ve kadronun yaş ortalaması düşünüldüğünde sezon başı hedefleri doğrultusunda zorlanacaklarını varsaydığım Mavericks ile başlamak istiyorum. Yaz döneminde DeAndre Jordan’ın son anda kararından caymasının ardından hedef küçülttüler desek yeridir. Takıma eklenen Wesley Matthews, Deron Williams, Javala Mcgee gibi parçalar düşünüldüğünde ve süper yıldız Nowitzki’nin ilerleyen yaşı eklendiğinde oyuncu grubunun NBA fikstürü dâhilinde batı konferansı özelinde playoff yarışının zayıf halkalarından biri olduğunu düşünüyorum. En büyük şansları Rick Carlise gibi bir koça sahip olmaları. 82 maçlık NBA sezonunda Dallas Mavericks’in batıya göre nispeten güçsüz doğu konferansı takımlarıyla oynayacağı 30 maçtan kaç galibiyet çıkaracağı belki de hedeflerine ulaşıp ulaşmayacaklarını belirleyecek. Bu anlamda zorlu NBA fikstüründe oyuncu rotasyonunu verimli kullanmaları şart. Şu ana dek rotasyondan oldukça iyi verim aldılar ve Parsons’ın sakatlığında 9 maçta 5 galibiyet elde ettiler. Wesley Matthews henüz skor anlamında istenilen seviyeye ulaşmadı ve Javala McGee sakat. Fikstür olarak doğu konferansı takımlarıyla oynadıkları 2 maçta da galibiyet elde edememeleri ve 5 galibiyetin tamamının batı konferansı dahilinde alınması şu an için Rick Carlise’ın playoff yarışında elini güçlendiren faktör. Bilhassa all-star arasından sonra takımın sıkışan fikstürde gösterecekleri direnç hedeflerini ulaşıp ulaşamama noktasında belirleyici olacak.  

Los Angeles Lakers

Steve Nash ve Dwight Howard’lı kadro aşısı tutmadığından beri şehrin sarı tarafı sürekli yapılanma içinde. Kobe Bryant’ın basketbolu ne zaman bırakacağı belki de bu yapılanmanın ne zaman bir sonuca ulaşacağını belirleyecek. Kobe bu sezon takımın oynadığı maçlar düşünüldüğünde biraz olsun Jordan Clarksson, D’Angelo Smith ve Julius Randle gibi oyuncuların birbirleriyle uyum içinde oynamasını bekliyormuşçasına kendini sıkmadan üçüncü viteste oynuyormuş gibi duruyor. Bu bağlamda Pelicans’ın büyük hedeflerle başladığı sezon macerasının ilk 9 maç sonunda kabusa dönüşmüş olması ilerleyen zamanda Anthony Davis Lakers flörtünü gündeme getirebilir. Her ne kadar bahsettiğim tamamen kuyunun dibine bir taş atmak olsa da Lakers yönetiminin pazar değeri son derece yüksek şehre ve artık profesyonel kariyerinin son demlerini yaşayan Kobe Bryant’a son bir şans vereceğini varsayıyorum ki bu dipten çıkmak adına elle tutulur tek reçeteleri bu olabilir.

New Orleans Pelicans   

Takımın kadro yapısı, oyuncu grubunun yaşları ve barındırdığı yetenekler düşünüldüğünde Pelicans için kabus gibi bir sezon başlangıcı oldu desek yeridir. Bu yılın çoğu otorite tarafından MVP adayı olarak gösterilen ve yaz boyunca orta mesafe şutunun menzilini yayın gerisine çeken Anthony Davis’in sakatlığı onların belini bükmüş durumda. Geçtiğimiz yıl son maçlar sonunda Playoff bileti alan Pelicans’ın ana problemine gelince takımın ana parçaları oyun kurucu Jrue Holiday, Tyreke Evans ve Eric Gordon’ın gerek yaşadıkları sakatlıklar gerekse basketbola bakış açıları nedeniyle bir türlü potansiyellerini sahaya yansıtamamaları ve aynı zamanda ideal beşin bir türlü gereken sinerjiyi parke üzerinde kuramaması gösterilebilir. Bu bağlamda gelecek yıl Eric Gordon’un sona erecek kontratı ve Evans’ın  kendisinden beklenen çıkışı bir türlü gösterememesive Holiday’in müzmin hale gelen sakatlıkları onları sezon içinde hamle yapmaya itebilir. Giderek kompakt hale gelen günümüz basketbolunda belki de takım için gereken bir kan değişimidir çünkü bu kadro batı konferansında potansiyel gücünü basketbol aklı olarak geçen 3 sezonda parkeye bir türlü yansıtamadı.   

Portland Trail Blazers


Michael Jordan’ın lige adım atışından beri NBA genelinin en şanssız takımlarından biri olarak kabul edilen Blazers yaz boyunca neredeyse kadrosunun iskeletinin tamamını kaybetti. Ellerinde kalan parçalar ve serbest oyuncu pazarından takıma dahil ettikleri isimler düşünüldüğünde batı konferansının en zayıf halkalarından biri konumundalar. Bu sezondan fazla bir beklentileri yok. Bu yıl onlar için bir geçiş yılı ve kadroda geçtiğimiz yıllara oranla sahada istediği şansı yakalayamamış olan Meyers  Leonard, C J Mccollum   gibi oyuncuların sezon içinde gösterecekleri gelişim takımın önümüzdeki sezonlar için hedefini pekiştirecektir. Şu ana dek sorumlulukları artan oyuncular all-star oyun kurucu Damian Lillard önderliğinde parkede hiç de küçümsenmeyecek bir takım görüntüsünü verdiler. Bu bağlamda geçiş yılı takım için oldukça verimli başladı desek yeridir.


Gelecek yazıda Batı Konferansının tepesine oynayan ağır abilerden bahsedeceğim.

15 Kasım 2015 Pazar

Royal Halı Gaziantep'in üçlük sevdası

Bugün Karşıyaka Arena'da oynanan Pınar Karşıyaka - Royal Halı Gaziantep maçında konuk ekibin üç sayı atışları, çekişmeli geçen maçın heyecanından sonra basketbolseverlerin dikkatini çeken ikinci konu oldu. Konuk ekip özellikle ilk çeyrekte üç sayı isabetleri sonrasında üç sayı denemelerinde korkusuz davranırken, maç boyunca tam 43 üç sayı denemesi yaparak ilginç bir rekora ulaştı. Bu 43 denemenin 16'sı isabet bulurken, isabet yüzdesi ise %37 oldu. 


Tabi böyle bir istatistik yakalamışken birkaç karşılaştırma yapmamak olmaz. Öncelikle Royal Halı Gaziantep tam 43 üç sayılık attış denerken, iki sayılık atış deneme sayısı 24'te kaldı. 7 isabetle en fazla üç sayı isabeti kaydeden Andrew Rautins 15 üç sayı denemesiyle Pınar Karşıyaka'nın takım halindeki üç sayı deneme sayısına ulaştı. İsabetlere bakacak olursak ise 16 üç sayı isabetine karşı 7 iki sayı isabeti kaydeden Royal Halı Gaziantep, üç sayı deneyip de isabet kaydedemeyen tek isim ise 0/4 ile Can Öğüt oldu. 

Noktayı koymadan küçük bir not daha, Antep rakip sahada bu kadar üç sayı isabeti sağlarken, kendi çemberlerinde oynayan ev sahibi Pınar Karşıyaka ise karşılaşmayı 2/15 üç sayı isabetiyle tamamladı. Bu iki üçlük ise Muhammed Baygül ve Kenny Gabriel'den geldi. 

Süper Lig'de işler çok karışık

Türkiye Basketbol Süper Ligi'nde altıncı hafta mücadelesi bu akşam oynanan Pınar Karşıyaka - Royal Halı Gaziantep maçıyla sona erirken, çekişme beklenenin üzerinde devam ediyor. Sezon öncesi yabancı sınırlamasıyla ilgili yapılan değişiklikler ve Avrupa kupalarında mücadele eden takım sayımızın artmasıyla dengesi değişen ligimizde sürpriz sonuçların sayısı artarken, iddialı takımların beklenmedik yenilgileri ve lige yapılan flaş başlangıçları seyrediyoruz. 


Beşinci hafta maçları sonunda, son olarak geçtiğimiz hafta Banvit ve Pınar Karşıyaka'nın yenilmesiyle yenilgisiz takım kalmazken, bu hafta da sürpriz sonuçlar alınmaya devam etti. Haftaya, beş hafta sonunda tek yenilgisi bulunan dört takımla girilirken, bu takımlardan Banvit'in Muratbey Uşak Sportif'e ve Torku Konyaspor'un Darüşşafaka Doğuş'a yenilmesi sonrası 1 yenilgisi bulunan takım sayısı ikiye indi. Bugün oynanan karşılaşmalarda Banvit'i Bandırma'da 67-73 mağlup eden Muratbey Uşak Sportif ve Royal Halı Gaziantep'i kendi sahasında 67-65 mağlup eden Pınar Karşıyaka tek yenilgili iki takım olarak en yüksek galibiyet yüzdelerine ulaştılar.

Kısa NBA Sezonu Doğu Konferansı: Sürprizler ve Takım Kimyası

NBA sezonu açılalı hazır fazla süre geçmeden doğu konferansı özelinde bu yıl çıkış yapmasını beklediğim, bir başka deyişle potansiyelinin üzerine koyarak basketbol açısından büyümesi beklediğim takımların sezon performansını değerlendirmek istiyorum.

Güçsüz doğu konferansından başlarsak bu takımların başında Orlando Magic, Charlotte Hornets, Detroit Pistons ve Miami Heat geliyor. Bu takımların ortak özelliği geçtiğimiz yıl hiç birinin playoffa katılamamış olması. Kimi, bu sezon Pistons ve Hornets örneğinde olduğu gibi yeniden yapılanmaya giderek playoff özlemini dindirmenin derdine düşerken Magic ve Heat örneğindeyse takım kimyası ve oyuncu gelişimlerine odaklanarak var olan potansiyellerinin üzerine koyup ortaya koyup basketbol aklı olarak büyümenin peşindeler.

ORLANDO MAGIC

Maçları Türkiye’deki yayın haklarından dolayı fazla izleme şansı yakalayamasam da (bu nokta kendim için üzücü bir not olarak kalsın) bilhassa Magic’ın sezona oldukça zorlu bir fikstürle başladığını belirtmek yerinde olur. Bu dönemde Karadağlı uzun Nikola Vucevic’in ufak bir sakatlık yaşadığını göz önüne alarak aslında oyuncu gelişimi açısından koç Scott Skiles’ın oldukça şanslı olduğunu ve şu ana dek oldukça başarısız giden antrenörlük kariyerini ayağa kaldırabilecek bir takım yaratma şansının elinde olduğunu söylemek yerinde olur. Geçtiğimiz yılı büyük ölçüde sakat geçiren uzun forvet Aaron Gordon yanı sıra Barca altyapısının ürünü draft seçimi Mario Hezonja takıma dinamizm kazandıran ve barındırdıkları potansiyelle Magic için ileriye umutla bakmalarını sağlayan oyuncu grubunun dinamizmle öne çıkan parçaları. Bunun yanında Victor Oladipo, Tobias Harris ve oyun kurucu Elfrid Payton Vucevic ile beraber takımın iskeletini oluşturan parçalar ve yaşları göz önüne alındığında basketbol olarak beraberce büyüyecek takımların başında geliyorlar.

Charlotte Hornets

Hornets ise sahibinin hasis tavırları bir kenara, tüm NBA’de şehrin canlılığını bir kenara koyarak düşünürsek, bu yıl belki de Micheal Jordan’ın ilk kez basketbol adına ciddi düşünüp başarıyı hedefleyen bir kadro oluşturmasıyla bilhassa sezon öncesi hazırlık periyodunda bu sezon için iyi sinyaller vermişti.  Takımdan ayrılan ve gelen oyuncular düşünüldüğünde takım 4 dış oyuncunun üzerine Jefferson’ın pota altı post-up oyunları ve Kemba Walker’ın çembere gidişleri üzerinden kurguladığı hücumu Batum gibi bir savunmacı ve şutörle birleştirerek geçtiğimiz yıla oranla daha kompakt ve modern bir anlayışla basketbol oynamanın peşinde.Şu ana dek bilhassa oyun kurucularının formuyla takım kimyasını birleştirerek 9 maçın sadece 3'ünü kendi evlerinde oynadıkları fikstürde 4 galibiyetle en azından parke üzerinde geçtiğimiz yıla oranla ne yaptığını bilen ve dirençli bir görüntü sergilediler. Playooff biletini alıp alamayacaklarını ise şehrin takımı ne kadar sahipleneceği belirleyecek gibi duruyor.   

14 Kasım 2015 Cumartesi

Euroleague'de fifty-fifty

Turkish Airlines Euroleague'de ilk tur grup maçlarının ilk devresi dün sona ererken temsilcilerimiz oynadıkları 20 maçta toplam 10 galibiyet, 10 mağlubiyet elde ettiler. Dört temsilcimizden Fenerbahçe aldığı dört galbiyetle en başarılı Türk takımı olarak grubunu lider tamamlarken, Anadolu Efes, Darüşşafaka Doğuş ve Pınar Karşıyaka ise 2'şer galibiyetle deyim yerindeyse "idare ettiler". 


A Grubu'nda mücadele eden Fenerbahçe oynadığı beş maçta sadece Strasbourg deplasmanında yenilgi yüzü görürken, 4 galibiyetle grupta zirvenin sahibi oldu. Oldukça çekişmeli mücadelelere sahne olan grupta temsilcimizi bir galibiyet geriden Rus Khimki Moscow Region takip ederken, gruptaki diğer dört takım da 2 galibiyetle ümitlerini korudular. 

B Grubu'nda Anadolu Efes ilk iki maçtaki güzel performansını son 3 maça taşıyamayarak ilk devreyi dördüncü sırada tamamladı. Özellikle kendi sahasındaki Cedevita ve Olympiakos maçlarında nasıl yenildiğine hala inanamadığımız lacivert beyazlılar sahadaki istikrar sorununu çözmek için kalan beş maçta yoğun gayret gösterecekler. Efes'in grubunda 4 galibiyetli Olympiakos zirve yaparken, Laboral Kutxa ve Cedevita Zagreb de 3'er galibiyetle Anadolu Efes'in önünde yer alıyorlar. 

13 Kasım 2015 Cuma

Anadolu Efes Olympiakos Üzerine


Anadolu Efes Euroleague ilk turunda beşinci hafta mücadelesinde gecenin maçında kendi evinde Olympiakos’a uzatmaya giden maç sonunda boyun eğdi.

Maç analizine girmeden oyunun sonucunu belirleyen ana faktörün takım kimyası, sinerji ve oyuncuların birbirine güveni olduğunu belirtmek yerinde olur. Öyle ki Olympiakos maçın uzatmayla beraber son 10 dakikasını Spanoulis gibi bir yıldızdan yoksun Anadolu Efes’e göre daha tecrübesiz ve amiyane tabirle yerli oyunculardan oluşan bir beşle oynayıp tecrübe olarak atında kaldığı rakibine boyun eğdirebiliyor.

Anadolu Efes cephesinde en büyük eksik bilhassa kısa forvet ve 2 numara pozisyonunda oyuna yön verecek, pozisyon hazırlayacak oyuncu eksikliği. Bu anlamda Cedi Osman ve Furkan Korkmaz yetenekleriyle Diebler ve Birkan’a nazaran en azından potansiyel olarak daha çok şans bulmayı hak ediyorlar. Lakin koç İvkovic Furkan’a olan güvensizliği ve oyuncunun savunma zafiyetinden dolayı, Cedi Osman örneğindeyse oyuncunun yaşadığı sakatlık ve bu bağlamda formsuzluğundan dolayı Heurtel ve Granger ikilisini beraber oynatma yöntemini benimsiyor.

Maç özelinde konuşmak gerekirse, dört ve beş numaralarda belki de Avrupa’nın en sağlam rotasyonlarından birine sahip Anadolu Efes rakibin geçtiğimiz yılı ülkemizde geçiren Patrick Young’dan maçın genelinde sakatlığından dolayı yararlanamadığı gecede bir türlü çember altı üstünlüğünü yakalayamadı. Bu noktada kağıt üzerinde takım olarak daha kaliteli olmak pek fayda etmiyor. Günümüz basketbolu artık hemen her pozisyonun oyuncusunun oyun bilgisi dahilinde toplu veya topsuz kendi ekmeğini ikili oyunlar üzerinden yola çıkarak takım halinde geometrik opsiyonların çoğaltılması üzerinden yürüyor. Çünkü aslına bakılacak olursa basketbol tıpkı futbol gibi bir alan kaplama oyunudur. Siz bu alan içinde 5 kişi beraberce birbirinin parkede kapladığı yerden istifade ederek pozisyon yaratırsınız. Bunu ilk üç periyot yani maç genelinde daha iyi yapan taraf hep Olympiakos idi. Sadece maçın dördüncü periyodunda Granger destekli taarruz planıyla ipleri eline alan Anadolu Efes yukarıda bahsettiğim takımdaşlık ve birbirine pozisyon hazırlamayı gerektiren yerleşim prensibinden son 4 dakika uzaklaşınca sorumluluğu belli oyuncuların üzerine yükleyip Olympiakos gibi bir ekol karşısında sınıfta kaldı.

Umarım bu mağlubiyet takım içi rollerin dağılımında kimi zaman sıkıntı yaşayan teknik ekip için ve kadro yapısı düşünüldüğünde sinerji açısından oyuncu grubu açısından bir ders niteliğinde olur. Spor Toto Basketbol Süper ligi belki gelişiyor öte yandan yerli kaynaklarımız ve yeteneklerimizin gelişimi açısından bu tarz mağlubiyetler hep altyapıdan oyuncu yetiştirirken çektiğimiz ham yeteneklerden profesyonel basketbolcu yaratma sorununda olduğu gibi psikolojik eşiği bir türlü istenilen seviyeye yükseltemeyen oyuncular çıkarmamıza vesile oluyor.   Tabii ki bu dediğim bir genelleme ama içi hiç de boş bir değerlendirme değil. 

2 Kasım 2015 Pazartesi

Trabzonspor'un kötü alışkanlığı

Spor Toto Basketbol Süper Ligi'nde sezona çok kötü bir başlangıç yapan ve dört maçın tamamında sahadan mağlup ayrılan Trabzonspor Medical Park ligde galibiyetle tanışamayan üç takımdan biri olarak dibe demir attı. Lige kendi sahasında 58-80'lik Galatasaray Odeabank yenilgisiyle başlayan bordo mavililer, ardından sırasıyla Banvit, D.İ. Büyükçekmece Basket ve bu haftasonu da Pınar Karşıyaka'ya yenildiler. Trabzonspor böylece Süper Lig'de oynadığı beşinci yılında üst üste dördüncü sezonunda da ilk dört haftayı galibiyetsiz kapatmış oldu. 


En üst ligde mücadele ettiği ilk sezonda ikinci haftada Tofaş'ı yendikten sonra, takip eden sezonlarda hiç ilk dört hafta galibiyeti alamayan bordo mavililer, küme düştüğü 2011-2012 sezonunda sırasıyla Fenerbahçe Ülker, Mersin BŞB, Erdemirspor ve Aliağa Petkim; tekrar (o zamanki adıyla) TBL'ye yükseldiği 2013-2014 sezonunda TED Kolejliler, Olin Edirne, Mersin BŞB ve Anadolu Efes'e; geçtiğimiz sezon ise Torku Konyaspor, Anadolu Efes, Fenerbahçe Ülker ve Beşiktaş İntegral Forex'e mağlup olmuştu. Bu sezon da ligin dördüncü haftasında henüz galibiyetle tanışamayan Trabzonspor Medical Park'ta galibiyet hasreti giderek artmaya başladı. 

Trabzonspor 4'te 0 yaptığı sezonlardan 2011-2012'de küme düşerken, 2013-2014 sezonunda dokuzuncu olmuş, geçtiğimiz sezon ise ligi altıncı sırada bitirmiş ve Play-Off ilk turunda Darüşafaka'yı eleyerek yarı final oynama başarısı yakalamıştı. 

1 Kasım 2015 Pazar

Stephen Curry biraz abarttı sanki!

NBA'de normal sezonun henüz ilk haftasını yaşadığımız bugünlerde son şampiyon Golden State Warriors sezona 3'te 3 yaparak başladı. Warriors'ta geçtiğimiz sezonun Finaller MVP'si Stephen Curry takımının liderliğini yapmaya kaldığı yerden devam ederken, istatistiklere de damga vurdu. Curry ilk 3 maçta 39.3 sayı, 5.7 ribaunt, 7.3 asist, 2.3 top çalma ortalaması yakalarken, Warriors'ın kaydettiği her 3 sayıdan 1'inin sahibi oldu. 


Golden State'in New Orleans Pelicans'ı 111-95 yendiği sezon açılışında tam 40 sayı kaydeden Curry, takımının ilk çeyrekte attığı 39 sayının 24'üne de imzasını atmıştı. Ardından Houston Rockets'a karşı alınan 112-92'lik galibiyette 27 dakika sahada kalan Curry, bu maçta da 12'si ilk çeyrekte olmak üzere 25 sayı kaydederken, 7 ribaunt, 6 da asist yaptı. Son olarak da dün gece bir kez daha New Orleans Pelicans karşısına çıkan Warriors, sahadan 134-120 galip ayrılırken yine sahnede Stephen Curry vardı. Bu sefer diğer maçlardan biraz farklı olarak üçüncü çeyreğe damgasını vuran süper yıldız, Golden State'in 41-26 çeyrek üstünlüğü yakaladığı bu bölümde tam 28 kaydederek takımının üstünlüğü yakalamasını sağladı. Karşılaşmayı 8/14 üç sayı isabetiyle 53 sayı, 9 asist, 4 top çalma ile tamamlayan Stephen Curry böylece 3 maç sonunda 39.3 sayı ortalamasına da ulaşmış oldu.