Sunday, January 19, 2014

0/9 (yazıyla: Dokuzda sıfır)

Üç hafta önce klavye başına geçip blogda paylaştığımız yazımızda Euroleague’de gerçek mücadelenin asıl şimdi başladığını yazmıştık. Birinci tur gruplarında sergiledikleri başarılı performanslarla bizleri umutlandıran ekiplerimizin TOP16’da bu performansları devam ettirip ettiremeyeceklerini sorgulamış, hatta bir seviye daha yükseltmeleri gerektiğinden bahsetmiştik. Bunu tek söyleyen biz değildik tabi; ya da “biz demiştik” demenin bir faydası yok. Fakat TOP16’da geride kalan 3 hafta gösterdi ki, her ne kadar milyonlarca yatırım yapsak, iddialı kadrolarla sezona başlayıp taraftarları ümitlendirecek ilk tur performansları sergilesek de, basketbolumuz Türkiye’nin beklediği zirve hedefinden çok çok uzakta hala. Efes Pilsen’in her sene güle oynayan çeyrek final yaptığı, arada Final Four heyecanı yaşadığımız yıllar geride kaldı.
 
İlk turda tüm Avrupa’nın dikkatini üzerine çeken Obradovic’in Fenerbahçe Ülker’i, ilk tur maçlarının sonlarında düşen ritmini TOP16’da yükselişe geçiremedi. İlk iki maç gelen Olympiakos ve Barcelona yenilgileri rakiplerin gücüne bağlanırken – ki F4 kovalayan bir takım için kabul edilebilir bir mazeret olamaz- bu hafta İspanya’da Unicaja Malaga’ya karşı alınan 14 farklı yenilgi tehlikenin artık kapıdan içeri girdiğinin göstergesi oldu. Son 3-4 dakikaya kadar başa baş geçen maçın son 15 sayısını İspanyol ekibinin atmasına izin veren sarı lacivertliler, böylelikle üçüncü maçta da galibiyetle tanışamadı. Bu hafta Melih ve Klezia’nın ekstra performanslarına rağmen, diğer skorerlerin yeterli katkıyı vermemesi sonrası yine galibiyete hasret kalan Fenerbahçe’de pota altındaki sorun da artık kriz yönetimi gerektirecek seviyeye ulaştı. Zoric’in aldığı sürelerde Vidmar’ın önüne geçmesi sarı lacivertlilerin pota altı performansını olumsuz etkiliyor. 3’te 0’ın yanında grupta ilk 3 haftada sürprizlerin yaşanması, Olympiakos’un 2 yenilgi alıp, Milano’nun sürpriz çıkışı sonrası, ilk 4 yarışında çıta yükselirken Fenerbahçe’nin bu çıtayı yakalaması için artık bir galibiyet serisi yakalaması şart.

Galatasaray Liv Hospital bu hafta ilk galibiyetimize çok yaklaşmasına rağmen bitime saniyeler kala gelen üçlüğe engel olamayınca Lokomotiv Kuban’a 62-63 yenildi. Kurulu bir düzen içinde oyun disiplininden ve mücadeleden hiç kopmayan rakibi karşısında zaman zaman etkili serilerle farkı açma şansı da yakalayan sarı kırmızılılar için, “basit hataların kurbanı oldu” demek mümkün. Fakat bu işi fazla basite indirgemek olur. Maç boyunca tam 19 top kaybı yapan bir takımın o maçı kazanabilmesi için çok ekstra oynaması lazım. Galatasaray da bunu yapamadı. Fakat maç öyle bir noktaya geldi ki, herşeye rağmen kazanabilirdik. Tek yapılması gereken 3 sayı yememek için yakın savunma yapmakken, Kalnietis’in basit bir vücut hareketiyle kendini boşa çıkartıp attığı şutla maçı hediye ettik. Galatasaray’da 36’şar dakika sahada kalan iki oyuncudan Carlos Arroyo maçı 19 sayı, 6 asist ile tamamlayarak dikkat çekerken, benim dikkatimi ise kritik yerlerde yaptığı tam 6 top kaybı çekti. Özellikle son çeyrekte tam maçı alıp götürecekken yapılan ve doğrudan fast breakle sonuçlanan iki top kaybı Eurolague’de başarı kovalayan bir takımın guardına yakışmadı. Bir diğeri Hairstone da yaptığı 5 top kaybı ile yine artan dakikalarının cezasını çekti, çektirdi. Ribaundlardaki 38-25’lik üstünlük ise yapılan bu top kayıpları sonrası bir anlam ifade etmedi. Son olarak da son çeyrekte, Arroyo’nun ard arda yaptığı top kayıpları sonrası Ergin Ataman onu kenara alıp Ender’i oyuna aldığında Ender sadece 1.5 dakika oyunda yer almıştı. Bunu da yorumsuz bırakıyorum.
Bu hafta bizi şaşırtan takımımız ise Anadolu Efes oldu. Bu sezon Efes’in “çok kötü” performanslarına o derece alıştık ki, artık mücadele edip de 14 sayı fark yediği bir maçı “başarılı” olarak nitelendirebiliyoruz. Yunanistan deplasmanında Panathinaikos karşısına çıkan Efes’in farklı bir yenilgi alacağını tahmin ediyordum. Fakat maçın özellikle ilk yarısında sahada mücadele eden, savunma yapan bir Efes görüp, maçı uzun süre başa baş götürdüklerini görünce, birşeylerin değişip değişmediğini düşünmeye başladığmı itiraf etmeliyim. Savunmadaki gayret, Doğuş’un sahanın iki tarafındaki başarılı oyunu, Bjelica’dan gelen kritik şut isabetleri ve herşeyden önce Planinic’in sezon başından beri beklenen performansından küçük bir parçayı parkeye yansıtması ilk yarıdaki başa baş oyunu beraberinde getirdi. Ha, ikinci yarıda Panathinaikos biraz direnci artırıp, biraz da Diamantidis farkı ortaya çıkınca Efes beklenen mağlubiyeti aldı; fakat yine de bir devre bile olsa mücadele eden bir Anadolu Efes’i sahada görmek sevindiriciydi. Bu mücadeleyi biraz daha maça yayabilirsek, Kerem’in dönüşü ve Vasileiadis’in biraz daha oyuna dahil olmasıyla birlikte daha başarılı bir Efes izleyebiliriz belki.

0 comments:

Post a Comment