12 Ağustos 2019 Pazartesi

Türkiye'de kadın sporcu olmak

Bayram arifesinde sosyal medya hesaplarımda gezinirken Twitter timeline'ımda ilgimi çeken bir paylaşım serisiyle karşılaştım. Bir isyan vardı paylaşılan cümlelerde. Aynı zamanda da bir azim, bir dik duruş. Bizi 2016 Rio Olimpiyat Oyunları'nda başarıyla temsil etmiş milli bir sporcumuzdan geliyordu bu cümleler. Kendisini tanımayanlar için kısa bir tanıtım yapmak gerekirse, Tutya Yılmaz Rio'da ülkemizi temsil ederek olimpiyatlarda jimnastikte yarışan ikinci kadın sporcumuz olarak tarihe geçmiş, özellikle denge aletindeki performansıyla en çok alkış alan sporculardan biri olmuş ve olimpiyat finalini çok küçük bir farkla kaçırarak bizi gururlandırmıştı. Öncelikle Tutya'nın sosyal medyada paylaştığı sözleri okuyalım:

Tutya Yılmaz - Türkiye'de kadın sporcu olmak

"BİR GENÇ KIZ OLARAK SÖYLEYECEKLERİM VAR!!! Bugün bu fotoğrafın altına başka şeyler yazmayı planlamıştım fakat hikâyelerimden birine gelen densiz bir yorum üzerine fikrimi değiştirdim. Bir genç kız olarak söylemek istediğim bazı şeyler var. Ben bir sporcuyum ve yaptığım spor gereği vücudum normal bir bireye göre daha kaslı! Bu, zaman zaman benim de takıldığım bir konu; hatta fazla kaslı çıktığım birçok kareyi de koymuyorum. Bugün bu fotoğrafı paylaşmadan önce, çok kaslı durduğumu düşündüm ve fotoğrafı ne kadar sevsem de paylaşmaktan çekindim. Çok sevdiğim ve fikrine güvendiğim birkaç kişiye fotoğrafı attım ve yorumlarını sordum.Çünkü her ne kadar takmıyorum bu tür yorumları desem de zaman zaman insanın kalbini kırılıyor, çünkü nihayetinde ben de bir insanım... 

Sonra bir karar aldım ve bundan sonra kim ne derse desin kafama takmayacağım. Bu kendime verdiğim değerli bir söz. Çünkü ben buyum ve ben kendimi bu halimle seviyorum. Senin "Kas Yığını" dediğin şey benim 16 yıllık emeğim, gözyaşım, döktüğüm ter, harcadığım emek, kaçırdığım mezuniyetim ve yazamadığım bir dünya şey... Senin "Kas Yığını" diyerek küçümsemeye çalıştığın şey benim başarı hikayem... Kimin ne dediği, vücudum hakkında ne düşündüğü umrumda değil. Çünkü kendimi seviyorum, kendime ve emeğime saygı duyuyorum. Bunu buraya yazıyorum, çünkü beni örnek alan çok sayıda insan var. Ve onlara öz güvenin, kendini sevmenin, "elalemi" takmamanın ne kadar önemli olduğunu bir kez daha hatırlatmak istedim. Kendinizi sevin arkadaşlar, çünkü kendini seven herkesi, her şeyi sever..."

Bu yazılanları okuduktan sonra üzülerek söylüyorum ki, millet olarak bazı ön yargı ve alışkanlıklarımız nedeniyle emeğe, çabaya gerektiği takdiri hiç bir zaman verememiş ve bu ön yargıları her zaman emeğin, başarının önünde tutmuş bir milletiz. Olimpiyatlarda Türk bayrağını ve milli formayı gururla temsil eden bir sporcuyu bu cümleleri yazmaya zorlayabilecek yorumları yapmaktan utanmayan, klavye başında ergence (ve kendince zeki olduklarını düşünerek) hareketlerle Tutya kadar dik duruşlu olmayan bir çok sporcu ya da sporcu adayının hevesini ve azmini kırabilecek çok sayıda insan oksijen tüketiyor ülkemizde. Ve bu yorumları yapan insanlara baksak, biraz ağır olacak belki ama dünyada oksijen tüketmek dışında bir vasıfları olmayan, kitap okumayan, interneti de oyun ve sosyal medya harici kullanmayan ve hayattaki yegane başarıları bu sosyal medya ortamlarında başarılı insanlara kendilerince laf sokmak olan insanlar olduğunu görürüz. 

Tutya Yılmaz henüz 20 yaşında. Onun gibi genç ve başarılı bir sporcuyu kişiden kişiye değişebilecek göreceli bir kavram üzerinden sert bir şekilde eleştirmek, ve eleştiriyi saygısızlık boyutuna ulaştırmak kimsenin hakkı değil. Az önce de yazdığım gibi bu mantalite, birçok genç kızımızın, bu tip sözleri ciddiye alarak henüz kariyerinin başında sporu (ya da dansı, ya da .... ) bırakmasına neden oluyor. İşin daha ilginç yanı Tutya Tokyo'da olimpiyat altını kazansa profilinde onu ilk yazacak olan insanlar yine bu klavye ergenleri olacaktır. 

Belki Tutya Yılmaz'a yönelik gelen cümleler sadece bir örnek; fakat ilk değil ve gerekli tepki gösterilmediği ve bu insanlar ailede eğitilmediği sürece ne yazık ki de son olmayacak. Geçmişte futbol oynayan kadın sporcuları "yöremizin namusu elden gidiyor" diye belediye başkanına ve federasyona şikayet eden kafa yapısı da aynı zihniyetin eseri. Şunu da belirtmek isterim ki, bu durumu "din"le ya da başka bir metayla bağdaştırmaya kalkma yanlışı bizi ancak çözümsüzlüğe götürür. Ailedeki çocuk eğitimi ve kadına olan bakış açısıdır üzerine düşmemiz gereken şey. Herhangi bir spor dalında tribünlerde olumsuz ilk harekette sarf edilen ilk tezahürat en kıymetli varlığımız olarak düşündüğümüz "ana"lara yönelik oluyor. Zira son zamanlarda futbol tribünlerinden kadın basketbol ve voleybol maçlarına da yansıyan bu yakışıksız görüntüler, bu maçlarda direkt olarak sahadaki kadın sporculara yönelik de yapılıyor. 

Çok uzağa gitmeye de gerek yok. Sonuçta basketbol sayfasıyız. İçinde bulunduğumuz yaz mevsimi içinde altyapı basketbol şampiyonalarında milli formamızı başarıyla terletmiş ve bana göre belki de Türk kadın basketbolunun en atletik ve keskin şutörlerinden biri olacak bir kızımız hakkında -sadece başını kapatıyor diye- maçı veren Youtube platformunda yapılan yorumlar, kadınlara bakış açımızın ne kadar hastalıklı olduğunu açık seçik gösteriyor. Internet ortamında klavye başında saçma sapan yorumları yapan kişilerin birçoğunun henüz çocuk yaşta olması, geleceğimiz için bizi ne kadar büyük bir tehlikenin beklediğini de ortaya koyuyor. Kızlarımızı spora teşvik edip, onların hayatlarını renklendireceğimize, onlara başarı için bir yol çizeceğimize, köstek olarak, başarı yolunda önlerine engeller koyarak, engellemeye çalışarak, heveslerini kırmaya çalışarak bu yolda onları yalnız bırakıyoruz. Destek olmayacaksanız bile engellemeyin lütfen!!! Zaten kadın olmanın zor olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Türkiye'de kadın sporcu olmak ise çok daha zor!

1 yorum:

  1. Biz bir yandan kızlarımızla gurur duyarken, bir yandan da bu çirkin ithamlarda bulunanlardan utanıyoruz. Ne yazıkki bu insanlarla aynı havayı soluyor, aynı ülkeyi paylaşıyoruz. Tutya Yılmaz örnek bir sporcu olarak her zaman desteğimizi alacaktır.

    YanıtlayınSil